Mesut
Yılmaz, Ruhr Üniversitesi-Gelsenkirchen'de verdiği AB konulu konferansta,
bugün Türkiye'nin AB'ne girmesine karşı olan çevrelerin, tüm AB ülkelerinde
AB kamuoyunu etkilemeye yönelik psikolojik bir savaş başlattıklarını ifade
etti.
Yılmaz, mevcut Türk hükümetinin AB politikasını desteklediğini vurgulayarak,
"AKP hükümeti öngörülenden daha sıkı bir biçimde Türkiye'nin AB üyeliğine
sahip çıkarak bütün Avrupa'da farklı beklentiler içerisinde olan çevrelerin
heveslerini boşa çıkarmıştır. Umarım bu tartışmalar sonucunda AB kamuoyu da
bu çevrelerin beklentileri de boşa çıkacaktır" dedi.
"TÜRKİYE'Yİ HAZMETMEKTE ZORLANACAKLAR"
Yılmaz, Avrupa'daki bir çok çevrenin üye olacağı tarihte 70 milyonu bulacağı
düşünülen nüfusuyla Avrupa'nın en kalabalık ülkelerinden birisi olacak
Türkiye'yi hazmetmekte zorlanacağının anlaşıldığını söyledi.
Yılmaz, oysa giderek yaşlanan nüfusu ile Avrupa'nın zaten yakın gelecekte
bir gençlik aşısına zorunlu olarak ihtiyaç duyacağını ve Türkiye'nin
üyeliğinin, bu aşının bünye içinde gerçekleşmesini sağlayacağını ifade etti.
"TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNE PAHA BİÇİLMEZ"
Yılmaz, Türkiye'nin üyeliği AB'nin global amaçları için paha biçilmez bir
şey olacağını belirterek, şöyle devam etti:
"Türkiye'nin coğrafi pozisyonu, komşu ülkelerle ilişkisi ve İslam dünyası,
Rusya ve Orta Asya ile olan bağı AB'nin uluslararası platformda daha fazla
söz sahibi olabilme şansını tanıyacak. Eğer Türkiye AB'ye üye olursa, Avrupa
kendini fazlasıyla ilgilendiren Balkanlar, Yakın Doğu, Kafkaslar ve Orta
Asya'daki kriz bölgelerinde yeni perspektifler açabilir ve yeni sorumluklar
üstlenebilir. Büyük bir Müslüman ve demokratik bir ülkeye sahip olan bir AB
bambaşka bir AB olur. Böyle bir AB, dünya politikasının yeni bir faktörünü
oluşturur."
"AB KENDİ İÇİNE KAPANIRSA KAYBETMEYE MAHKUM OLUR"
Yılmaz, konuşmasının sonuç bölümünde şunları söyledi:
"Türkiye'yi, çeşitli oyalama taktikleriyle tam üyeliğe kabul etmeyen, dün
Yugoslavya'da, bugün Irak'ta, yarın kimbilir başka nerede büyük hedefleri
küçük hesaplara feda eden bir AB'nin 21. yüzyılın en önemli gücü olması bir
yana, varlığını sürdürmekte dahi zorlanacağı açıktır.
AB
kendi içine kapandığı, sadece kendi içindeki dinamiklere dayalı politikalar
izlediği sürece kaybetmeye mahkumdur. AB'yi geleceğe taşıyacak olan gücünü
ve potansiyelini dışa dönük olarak kullanması, önündeki fırsatları bu
yaklaşımla değerlendirmesidir."