|
EUROTÜRK TARAFINDAN SN. MESUT
YILMAZ'A YÖNELTİLEN SORULARA VERDİĞİ CEVAPLAR
İstanbul – Haziran 2003
EUROTÜRK tarafından Sn. Mesut YILMAZ’a yöneltilen sorulara verilen cevaplar
Soru 1: Türkiye'nin AB yolunda geçirdiği 40 yılı
aşkın inişli çıkışlı bir süreç var. Soğuk Savaşın bitmesinden sonraki değişen
denge ortamında Türkiye'nin aday olup olmayacağı bile Helsinki Zirvesi'ne kadar
bile belli değildi. Yaşanan bu iniş çıkışlarda Türkiye ve AB taraflarına ayrı
ayrı bakarak hangi tarafın hangi alanda ne gibi hatalar yaptığını veya eksikliği
olduğunu, neden Türkiye'nin bunca uzun yıla rağmen halen müzakerelere
başlayamamış bir aday olduğunu Eurotürk'e değerlendirir misiniz?
Cevap 1: Her iki tarafa bir kabahat
yüklemeden önce bir tespit yapmamız yerinde olacaktır. O tespit de şudur: Sanki
her iki taraf da bu üyeliğin yakın ve öngörülebilir bir tarihte değil de
muhayyel bir gelecekte gerçekleşeceği konusunda, farkında olmadan bir fikir
birliği içerisinde olmuşlardır. Avrupa ülkeleri Türkiye’yi içlerine almaları
bakımından, Türkiye’de birliğe girme bakımından yapması gerekenleri yerine
getirmekte aceleci davranmamışlardır. Türkiye’yi birliğe dahil etme hususunda
Avrupa ülkeleri, birliğe katılıma hazırlanma konusunda da Türkiye üstlerine
düşenleri yerine getirmekte sanki savsaklayıcı bir tutum sergilemişlerdir.
Ancak, hızla gelişen olaylar; yani birliğe yeni ülkelerin alınması, Gümrük
Birliğinin kurulması ve birliğin yapısının yeni bir şekle dönüşmesi gibi
gelişmeler karşısında Türkiye’nin durumunun ne olacağı ciddi bir biçimde gündeme
gelmiştir. Çünkü yaşanan her yeni gelişme, Türkiye’nin üyeliği sorununun
çözümünü zamana yayıcı tavırları anlamsız hale getirmiştir.
En sonunda her iki taraf da gelip duvara
dayanmıştır. Büyük genişleme hareketiyle birlikte Avrupa açısından Türkiye’yi
içine alıp almama, Türkiye bakımından da birliğe girip girmeme konusunda kesin
karar verme zarureti doğmuştur. Avrupa Birliği, Helsinki Zirvesinde Türkiye’yi
genişleme sürecine dahil ederek bu konuda kesin bir karara varmıştır. Bu
karardan sonra Türkiye’nin de artık üzerine düşen sorumlulukları yerine
getirmeye başladığını görüyoruz. İş artık iki taraf için de ciddiye binmiştir.
Gelinen noktada şunu söylemek mümkündür:
Sorumluluklarımızı bir an evvel yerine getirip Avrupa Birliği’nin kapısını
çalmalıyız. Yükümlülüklerini yerine getirmiş olan bir Türkiye’ye müzakere
takvimi verilmemesi mümkün değildir.
Soru 2 : Kopenhag Zirvesi öncesinde üyelik
müzakerelerinin başlatılması için 57. Hükümet döneminde sizin gerek Başbakan
Yardımcısı ve AB'den sorumlu Devlet Bakanı olarak, gerekse şahsi olarak çok
yoğun çabalarınız oldu. Bu çabaların ardından Kopenhag Zirvesi'nde ulaşılan
sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap 2 : Türkiye AB üyeliği konusunda en
ciddi adımları 57. hükümet döneminde atmıştır. Bizim girişimimizle başlatılan
çalışmalarda önemli mesafe katedilmiştir. Ancak gerek o günkü koalisyon yapısı
ve gerekse bu sürece henüz tam olarak adapte olamamış kimi kurumlar yüzünden,
yerine getirmemiz gereken yükümlülüklerimizin bir kısmının eksik kaldığı da bir
gerçektir.
Bu eksiklerimize rağmen yine de daha somut bir
sonuç almamız mümkün olabilirdi. Açıkçası bizim beklentimiz, kimi eksiklikleri
tamamlama şartıyla müzakere takvimi verilmesiydi. Biz çalışmalarımızı bu
projeksiyona göre yürütmüştük.
Ancak 2002 Aralık ayındaki Kopenhag zirvesi Türkiye
açısından son derece talihsiz bir döneme rastlamıştır. Türkiye bu zirveye
hazırlıkla geçireceği en önemli zaman dilimini seçim hazırlıklarıyla heba
etmiştir. Kopenhag Zirvesi’ni göz önünde tutarak biz seçimlerin birbuçuk iki ay
sonraya alınması konusunda bir girişimde bulunduk. Ancak bu girişimimiz
başarısız oldu. Ülkenin seçim sathı mailine girmiş olmasının partiler açısından
ne kadar hayati sonuçlarının olduğu herkesin malumudur. Buna rağmen biz, büyük
bir riski göze alarak Avrupa birliği sürecinde içinde bulunduğumuz dönemeci
aşmayı ön plana aldık. Bu noktada gerekli her türlü girişimde bulunduk.
Türkiye’de seçimler yapıldı ve yeni bir iktidar
işbaşına geldi. Seçim öncesinde kafalardaki kimi soru işaretlerine rağmen yeni
hükümetin konuyu ciddiye alması yerinde olmuştur. Zirvede Türkiye’nin almış
olduğu sonuç, alınabilecek en kötü sonuç değildir. Hatta iyi bile sayılabilir.
Ancak yeni hükümetin AB sürecine ilişkin yeterli hazırlığı ve deneyimi
bulunsaydı daha iyi bir sonucun alınması mümkün olabilirdi. AB kapısının, AB ile
ABD arasındaki gerilimin iyice tırmandığı bir dönemde ABD üzerinden zorlanması
iyi bir seçim değildi. Yine yeni hükümetin daha kendisini anlatacak bir fırsatı
bulamadan zirvenin gerçekleşmesi de olumsuz olmuştur. Ama her şey bitmiş
değildir. AKP, Avrupa tarafından dikkatle izlendiğinin farkında olur ve 2004
öncesinde Kopenhag siyasi kriterleri bakımından eksiklikleri tamamlarken bir
yandan da üzerindeki soru işaretlerini giderme yönünde çaba harcarsa müzakere
sürecine geçiş daha kolay olacaktır.
Soru 3: Annan Planı'nın başarısızlığa
uğramasıyla Kıbrıs sorunu Türkiye'nin üyelik perspektifine ilişkin bir handikap
olarak yeniden AB gündemine taşındı. AB pahasına Kıbrıs politikası Türkiye
açısından açısından doğru bir politika mıdır?
Cevap 3: Türkiye olarak artık şunu kesin olarak anlamamız gerekiyor.
Kıbrıs konusunu ilanihaye çözümsüz bırakmamız mümkün değildir. Kıbrıs’taki
çözümsüzlüğün pek çok alanda Türkiye’nin elini kolunu bağlayıcı etkisini göz
ardı edemeyiz.
Ancak bugünkü politikayı AB pahasına Kıbrıs
politikası olarak nitelendirmek de doğru olmaz. Büyük bir fırsat kaçırılmasına
rağmen bu konuda her şeyin bittiğini söylemek mümkün değildir. Bu konuda
Başbakanın işin başından itibaren gösterdiği politik çabalara yeterli destek
sağlanmasının önemli olduğuna inanıyorum. Aynı şekilde Kıbrıs’ta gerginliği
azaltan ve her iki tarafı kaynaştıran çabalara da destek vermeliyiz.
Soru 4: Güney Kıbrıs'ın tüm ada adına tek
taraflı olarak AB'ye alınması ve müktesebatın Kuzey Kıbrıs'ta askıya alınması
senaryosunda KKTC'nin ve Türkiye'nin 2004 yılından sonra gerek Kıbrıs sorununun
çözümü açısından, gerekse Türkiye'nin tam üyeliği acısından geriye kalan
opsiyonları konusunda ne düşünüyorsunuz?
Cevap 4: AB’nin bu kararı haksız ve adil
olmayan, aynı zamanda sorunun çözümünü de zorlaştıran bir karar olmuştur. Kıbrıs
konusunda Türkiye’nin AB’ye karşı tek bir yükümlülüğü vardır. O da çözümü
kolaylaştırıcı olmaktır. Kıbrıs’ta çözüme varılması ayrı bir şeydir. Türkiye’nin
çözümü kolaylaştırıcı yönde davranması ayrı bir şeydir. Türkiye’nin çözümü
kolaylaştırıcı yönde tavır göstermesi halinde bile sorun çözülmeyebilir. Önemli
olan Türkiye’nin sorunun çözümü yönünde olumlu bir tutum içinde olması ve bu
tutumunu sürdürmesidir.
Soru 5: AB'ye aday 10 ülke 16 Nisan tarihinde
Atina'da katılım anlaşması imzaladılar. AB'nin bu yeni üyeleri bünyesine katması
Türkiye açısından ne anlama geliyor? 25'lerin Avrupa’sı yeniden genişleme
ihtiyacı duyacak ve Türkiye'yi üyeliğe alacak mı?
Cevap 5: Türkiye olarak biz AB’nin doğuya
doğru genişlemesini her zaman destekledik. Aynı tutumumuzu NATO’nun genişlemesi
konusunda da gösterdik. Bu 10 üyenin AB’ye katılımı bizim de arzuladığımız bir
şeydir. Ancak bu genişlemeye Bulgaristan ve Romanya ile birlikte Türkiye’nin de
dahil edilmesi daha doğru olurdu.
Bölgemizde cereyan eden olaylarla birlikte AB’nin
bu üç ülkeyi de içine alacak şekilde genişlemesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Türkiye’nin üyeliği tamamıyla zamana bağlı olarak gerçekleşecektir. Biz bu
sürenin daha kısa olmasını isterken AB içindeki kimi çevreler de bu sürenin uzun
olmasını istiyorlar. Bizim açımızdan önemli olan bu sürecin mümkün olduğu kadar
kısaltılmasıdır.
Soru 6: Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği konusunda
en acil olarak hangi sorunlarını bertaraf etmesi gerekir? Üyeliğin önünde
çözülmesi kolay ve zor olan engeller konusunda ne düşünüyorsunuz?
Cevap 6: Şu an AB sürecini destekleyen bir
tek parti iktidarı bulunduğuna göre yapılması gereken ilk şey, Katılım Ortaklığı
Belgesi’ndeki talepleri birebir karşılayan yeni bir Ulusal Programın
hazırlanmasıdır. Hükümetin hazırladığı paketler süreç içerisinde
gerçekleştirmemiz gereken ve nispeten kolay olan hususları kapsamaktadır. Ancak
bu süreçte çözümü en zor sorun alanları; sivil otoritenin üstünlüğünün
sağlanmasına, Kıbrıs’ta çözüme yardımcı olunmasına, Yunanistan ile olan
sorunlarımızın çözümü yönünde çalışılmasına ve başta Alevi vatandaşlarımızla
ilgili olanlar olmak üzere hak ve özgürlükler alanının genişletilmesine ilişkin
olanlardır.
Soru 7: AB Türkiye'yi neden üyeliğe almalı?
Türkiye'nin AB açısından önemi sizce esas itibarıyla hangi sebeplerden
kaynaklanıyor? AB size göre bu sebeplere yeterince önem veriyor mu?
Cevap 7: Sadece Türkiye’nin üyeliğinin
birliğe getireceği ekonomik ve siyasi sıkıntıları sıralamak dürüst bir yaklaşım
değildir; Türkiye’nin üyeliğinin AB’ye sağlayacağı faydalar da göz ardı
edilmemelidir. Bu yapıldığı zaman faydaların sıkıntılardan çok daha fazla olduğu
kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Türkiye’nin AB’ye katkıları konusunda ekonomik
büyüme potansiyeli, iç ve dış pazarları ve girişimciliği yeterince dikkate
alınmıyor. Türkiye’nin AB için ekonomik açıdan da bir artı değer oluşturması,
Avrupa’da yalnızca özel sektör ve siyasi çevrelerin bir bölümünde dikkate
alınıyor. Türkiye’nin uzun vadedeki ekonomik potansiyelinin büyüklüğünü hiç
kimse görmezden gelemez.
Türkiye aynı zamanda dinamik genç nüfusuyla, büyük
ve tüketime aç bir pazar. Yürürlükte olan endüstriyel mallarda Gümrük
Birliği'yle beraber, hizmetlerin ve devlet ihale piyasalarının özelleşmesi
Avrupa şirketlerine paha biçilmez fırsatlar sağlayacaktır. Gayrisafi yurt içi
hasılanın yüzde 65'ini oluşturan hizmet sektörüyle ve milyarlarca Euroluk kamu
ihale piyasasıyla, Türkiye, kalkınma projelerinde Avrupa şirketlerine büyük bir
potansiyel sunuyor. Bugün Türkiye ticaretinin yarısını Avrupa ile
gerçekleştirirken, yabancı yatırımının yüzde 70'i de Avrupa Birliği'ndeki
girişimciler tarafından yapılmaktadır.
Katılımdan sonra Avrupa şirketleri Türkiye'deki
yabancı yatırımlarda görülen yüksek kar oranından yararlanacaklar. Ülkenin
kalifiye iş gücü, yüksek çekim kapasitesi, turizm potansiyeli ve Avrasya
piyasaları ve enerji ağındaki konumu göz önünde bulundurulursa, AB üyeliği daha
fazla yatırımı cezbederek AB ekonomisini ilerletecek.
Türkiye'nin, orta vadede, gaz ve petrol rezervleri
çok büyük olan bir bölgenin en önemli dağıtım merkezi haline geleceğini herkes
kabul etmektedir. Enerji kaynaklarının Balkanlar üzerinden ye da Adriyatik'ten
Avrupa'ya taşınmasına ilişkin planlar, hiç de uzun olmayan bir gelecekte
yürürlüğe girecektir. Avrupa’nın bu kaynaklara ve güvenli bir taşıma yoluna,
dolayısıyla da Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye, Kafkas petrolünün akışından
doğrudan ve dolaylı olarak yararlanacak. Daha şimdiden Türk firmaları Orta
Asya'da inşaat, telekomünikasyon ve gıda alanlarında faaliyet gösteriyorlar.
Petrol ve gaz taşıma yollarının yapımı orta vadede, bölgedeki 240 milyon nüfusu,
çıkış noktası olarak Türkiye'den kolayca ulaşılabilen tüketiciler konumuna
getirecektir. 67 milyon Türkü, çok şey vadeden bir pazar olarak değil de sadece
göçmen kitlesi olarak görenler, 10-15yıl sonra bakış açılarını tamamen düzeltmek
zorunda kalacaklar.
Yaşlı Avrupa'nın uzun vadede göçe ihtiyacı
olacağını herkes kabul etmektedir. Avrupa’nın düşen doğum oranı Türkiye’nin genç
ve dinamik nüfusuna ihtiyaç duyuyor.
Türkiye'nin sadece Avrupa için değil, dünyanın
büyük kesiminin istikrarı için de büyük bir önem taşıdığı açıktır. Bugünkü
Türkiye, Batı'ya ve Avrupa'ya kendi bölgesinde önemli ölçüde istikrar sağladı.
Bu rol, soğuk savaş sonrası küçülmedi, belki daha da büyüdü. Örneğin birçok
şeyin hâlâ ayakta olduğu Kafkasya veya eski SSCB Cumhuriyetleri bölgesinde
Türkiye'nin istikrar sağlayıcı ekonomik ve siyasi etkisi büyük önem taşıyor.
Türkiye'nin üyeliği sonucu Türk-Yunan ilişkilerindeki gelişmeler Ege'de ve
Balkan bölgesinde daha fazla istikrarı sağlayacaktır. Bölgede daha büyük bir
istikrar ve işbirliği ticarete, enerjiye, taşımacılığa ve çevre projelerine
potansiyel sağlayacaktır.
Türkiye'nin coğrafi ve jeopolitik açılardan AB için
önem taşıdığı aşikardır. Türkiye'nin üye olduğu bir AB, Avrupa'nın önemli
amaçlarından biri olan krizi önleme konusunda Kafkasya ve Orta Doğu gibi
istikrarsız bölgelerde Birliğin nüfuzunu genişleterek, istikrarı teşvik edici
bir rol oynayabilir. Bu, ileride siyasi şartlar ne olursa olsun, Irak için de
geçerli. ABD'nin, Saddam'ı devirmesinden sonra tüm Orta Doğu'da yeni bir düzen
ve "demokratikleşme" içeren geniş çaplı planlarda Ankara kilit role sahiptir.
AB üyesi Türkiye, AB'ye daha büyük bir siyasi
ağırlık, Avrupalılara da daha geniş çaplı bir güvenlik kazandıracaktır.
Güvenilir bir NATO müttefiki olarak Türkiye'nin
üyeliği ortak güvenlik ve dış politikasının hem askeri hem de sivil yönünü
sağlamlaştıracaktır. Türkiye'yi kapsayan AB, demokratik olmayan rejimlerden
gelen tehditler, terörizm, silahlanma, dini radikalizm ve halkların kitlesel
çapta göçü ve eroin, silah ve insan kaçakçılığı dahil olmak üzere, siyasi
sorunlar ve krizlerle başa çıkmada daha verimli olacaktır.
Türkiye, İslamcı köktendinciliğe karşı önemli bir
tampon oluşturuyor. Türkiye'deki İslam, muhafazakâr ve halkçıdır, militan değil.
Türkiye’nin yüzü Batı'ya dönüktür ve laiklik ile müslümanlığı kendi içinde
kurduğu uyumla birlikte yaşatmayı başarmıştır. Mantıklı bir modele ihtiyacı olan
bölge için Türkiye en iyi örnektir.
Türkiye gibi Müslüman bir ülkenin AB'de yer alması,
herşeyden önce AB'nin çoğulculuk niteliğinin tam anlamıyla belirginleşmesi
olacaktır. Avrupa'nın tarihten gelen önyargılarının belirleyici etkisinin
kalmadığını gösterecektir.
Huntington’un Medeniyetler çatışması tezinde sözünü ettiği muhtemel çatışma
alanlarının orta yerinde yer alan Türkiye’nin AB üyesi olması
Hıristiyan-Müslüman çatışması endişelerini de büyük ölçüde giderebilecektir.
Türkiye, ekonomik ve siyasi açıdan yalnızca kendinden ibaret bir ülke değildir.
Türkiye’nin gerisinde Ortadoğu’dan Asya’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan
fevkalade geniş ve mümbit bir coğrafya bulunmaktadır. Avrupa’nın bu büyük
coğrafyada etkin ve kalıcı olmak için Türkiye’nin partnerliğine ihtiyacı vardır.
Soru 8: AB Konvansiyonu'nda Türkiye'yi temsil
ettiniz. Sizce AB nereye gidiyor? Önümüzdeki on on beş yıllık dönemin AB'sinin
nasıl bir yapılanma içinde olacağını tahmin ediyorsunuz? Böyle bir AB'nin dünya
siyasi platformundaki konumu ne olacak?
Cevap 8: Avrupa Birliği, siyasi alanda daha sıkı bir birlik olma yönünde
ilerliyor. Konvansiyon başkanınca tartışmaya açılan anayasa taslağı geleceğin
Avrupa’sının ip uçlarını veriyor. Ortak dış politika ve güvenlik konusundaki
teklifler dahi tek başına çok dikkat çekicidir. AB global bir aktör olma yönünde
ilerlemektedir. Geleceğin AB’si aynı zamanda medeniyetler arasındaki çatışmayı
önleme misyonunu üstlenmek durumundadır.
Soru 9: Bu tanımladığınız geleceğin AB'sinde
Türkiye'nin yeri ne olacak?
Cevap 9: Avrupa’nın dünya siyaset arenasında
global bir oyuncu olmasını ve medeniyetlerarası çatışmayı önleme misyonunu
üstlenmesini sağlayacak en önemli faktör Türkiye’nin üyeliğidir. Türkiye’yi
içine almayan bir Avrupa kendi içine kapanmış bir Hıristiyan kulübü olarak
kalacaktır. Böyle bir Avrupa’nın ortak bir dış politika ve güvenlik
politikasının başarılı olması çok zordur.
Soru 10: AB ülkelerinin vatandaşları Türkiye'nin
üyeliğine Eurobarometer kamuoyu anketlerine göre pek sıcak bakmıyorlar,
özellikle Almanlar Türkiye'nin üyeliğini en az isteyen AB vatandaşları arasında
yer alıyorlar. Bu doğrultuda var olan imajın düzeltilmesi konusunda ne
yapılmasını tavsiye ediyorsunuz?
Cevap 10: Yapılan araştırmalarda Avrupa
kamuoyunun dörtte birinden fazlasının Türkiye’nin üyeliği konusunda herhangi bir
fikrinin olmadığı görülmektedir. Öncelikle bu kesimi dikkate alarak Türkiye’nin
AB’ne üye olmasının AB’ne kazandıracağı avantajları, Türkiye’nin Avrupalı
kimliğini ve Avrupalı geçmişini anlatmalıyız.
Bunun ardından AB içinde gerçekleri çarpıtarak,
rakamları değiştirerek Türkiye’nin AB’ne yük olacağını iddia edenlerin
iddialarını bilimsel olarak çürütmeliyiz.
Alman kamuoyuna anlatmamız gereken en önemli şey
ise, Türkiye’nin üye olmasıyla birlikte 67 milyon Türkün Avrupa’ya
doluşmayacağını anlatmaktır.
Önemli olan Avrupa ülkeleri yönetimlerinin bu alanda kendi kamuoylarını olumsuz
yönde yönlendirmemeleridir. Eğer ülke yönetimlerinin bu konuya olumlu
yaklaşmaları sağlanırsa bu durum halka da sirayet edecektir.
|