ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKANI 
SAYIN MESUT YILMAZ'IN
8 Mart "Uluslararası Kadın Günü" Panelinde
YAPTIĞI KONUŞMA

(8 Mart 2000)

Değerli arkadaşlarım,

Kıymetli kadınlarımız,

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Kadınlarımızın sorunlarının daha yoğun bir şekilde gündeme gelmesine vesile olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Kadının ihmal edildiği bir toplumun varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürmesinin mümkün olmadığına inanıyorum. Ziya Gökalp’in “kadın tamam olmadıkça eksik kalır bu hayat” veciz ifadesi, bu gerçeğe işaret etmektedir.

Buna rağmen, dünyada kadınların hayatın her alanında erkeklerle eşit bir konuma gelmeye başlamaları, vatandaşlık kurumunun güçlenmesine paralel olarak, ancak Fransız ihtilalinden sonra gözlenen bir gelişmedir.

Stuart Mill’in isabetli bir şekilde tespit ettiği gibi, bir toplumun sahip olduğu uygarlık seviyesini ölçmek için, kadının hayat şartlarına bakmak gerekir.

Geleneksel Türk toplumunda kadın daima, batı ve doğudaki diğer örneklerine göre oldukça ileri sayılabilecek bir konumda bulunmuştur.

Orhun abidelerindeki ifadelerden eski Türk Devletlerinin yönetimine kadar bunun bir çok örneğini görmek mümkündür.

Ancak, çağdaş gelişmeler doğrultusunda ülkemizde kadınlar; sosyal, kültürel ve ekonomik hayata iştirak için, tanzimat fermanından itibaren, özellikle de 19. Yüzyıl başından beri yoğun mücadele vermişlerdir.

Bu mücadele, cumhuriyetimizin ilanından sonra oldukça ileri bir düzeye ulaşmıştır.

Bu çerçevede, cumhuriyetin ilk yıllarında kadın halk fırkası kurma girişiminden, Türk Kadınlar Birliği adıyla bir derneğin faaliyete geçmesine kadar bir çok gelişmeye şahit olunmuştur.

“şuna kani olmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir” diyen büyük Atatürk’ün desteğiyle yürütülen çalışmalar sonucu, kadınlarımız, diğer birçok ülkedeki hemcinslerine göre oldukça ileri bir konum elde etmişlerdir.

Türk kadınları, 1930 yılında belediye meclislerine, 1933 yılında muhtarlığa, 1934 yılında milletvekilliğine seçme ve seçilme hakkı elde etmişlerdir.

Bu düzenlemelerle parlamenterlikten yöneticiliğe ve yargıya kadar hemen her alanda önemli konumlara gelen kadınlarımız, böylece, batıdaki hemcinslerinin asırlar süren mücadeleler ve çekilen büyük acılarla ulaştıkları haklara kısa sürede kavuşmuşlardır.

Ancak, bu durum, kadınlarımızın elde ettikleri hakları etkin şekilde kullanmalarını ve geliştirmelerini sağlayamamıştır.

Örneğin, 1935 yılında ilk defa seçimlere giren kadınlarımız, Atatürk’ün koyduğu gayrı resmi kota sayesinde 395 milletvekili arasında 18 kişiyle mecliste temsil edilmişlerdi. O tarihten beri kadınlarımız aynı oranda temsil imkanına ulaşamamışlardır.

Günümüz de dünya parlamentolarında ortalama oran her 10 erkeğe 1 kadın iken, bu oran ülkemizde 50’de 1’e düşmektedir.

Görüldüğü gibi, ülkemizde daha bariz şekilde ortaya çıkmakla birlikte, tüm dünyada yaygın bir sorun olan temsildeki eşitsizlik problemi, iki yüzyılı bulan mücadele sürecine rağmen henüz aşılamamıştır.

Değerli arkadaşlarım,

Ülkemizde, kamu sektörü başta olmak üzere, çalışma hayatında giderek artan bir oranda yer almalarına rağmen, kadınlarımızın hala çözüm bekleyen çok önemli sorunları bulunmaktadır.

Ülkemizde kadın nüfusunun önemli bir bölümünün eğitim sorunu vardır. Bilhassa kırsal kesimde okuma-yazma bilmeyen, örgün öğretim imkanlarından yararlanamadığı için kendini yetiştirememiş kadınlarımızın sayısı oldukça fazladır.

Köyünde tarlasında veya şehirde fabrikada, büroda, evinde bütün gün çalışan ama sosyal güvencesi olmayan milyonlarca kadınımız vardır.

Köyünü, yuvasını bırakıp büyük kentlere göçen kadınlarımızın, sosyal güvence dışında da bir çok sorunları bulunmaktadır.

Hayatın her alanında tutunmaya çalışan; bunu yaparken gerçekten çok büyük sorunlarla boğuşan, adeta varlık-yokluk mücadelesi veren kadınlarımız vardır.

Gecekonduda, derme çatma barakalarda, sağlıksız konutlarda oturmak zorunda kalan, kocası işsiz olduğu veya aldığı ücret evini geçindirmeye yetmediği için, ailesine, çocuklarına bakmaya çalışan kadınlarımız vardır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Türk kadınının bir çok alanda başarıdan başarıya koştuğu da bir gerçektir.

Ev kadınından sanatçısına, çiftçiden politikacısına kadar her düzeyde Türk kadını, sürekli gelişen bir bilinçle toplumdaki konumunu sorgulamaktadır; sorunlarını ve bunların çözümü talebini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmektedir.

Türk kadını artık karar alma ve uygulama mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmak istemektedir.

Bunun için de, politikada kendisine, nüfus içindeki ağırlığına ve toplumsal konumuna uygun bir yer açılmasını, sistemin bu doğrultuda değişmesini talep etmektedir.

Kadın sorunu, esasen bir demokrasi sorunudur. Türkiye demokratlaştıkça, özgürlük alanları genişledikçe, kadınlarımızın sorunlarının çözümü de kolaylaşmaktadır.

Özellikle, eğitim düzeyinin yükselmesi, kadının iş hayatındaki yerini artırmakta ve konumunu güçlendirmektedir.

Bilindiği gibi, kadın istihdamının önemli bir bölümü hizmet sektöründedir. 21. Yüzyılda hizmet sektörünün büyük ilerleme kaydedeceği kabul edilmektedir.

Bu da kadınların ekonomik güçlerini artıracaktır. Üreten kadının, örgütlenme ve siyaset yapma kabiliyeti de gelişmektedir. Bu gelişme, kadınlarımızı, sorunlarının çözümü için ihtiyaçları olan güce de kavuşturmaktadır.

Değerli arkadaşlarım,

Anavatan Partisi, insanları, kadın veya erkek oluşları gibi demografik kriterlere ya da kültürel ve sosyal ayrımlara tabi tutmadan, her alanda eşit vatandaşlar olarak görmektedir.

Kadınlarımızın sorunlarına ve bunların çözümü konusundaki taleplere en büyük desteği daima Anavatan Partisi vermiştir.

Bunun için Anavatan Partisi, kurulduğu günden beri en büyük desteği kadınlarımızdan almıştır.

Değişime en açık kitle olan kadınlarımız, Anavatan Partisi’nin değişime dönük programına ve icraatlarına da sahip çıkmış, katkı sağlamışlardır.

Anavatan Partisi de, her konuda olduğu gibi, kadınlarımızın siyasette, parlamentoda temsili ve yönetimde daha etkin konumlara ulaşmaları hususunda da çığır açmış, kendilerini kanıtlamalarına imkan tanımıştır.

Kadın bakanlar, kadın valiler, kadın diplomatlar ve daha bir çok alanda önemli görevlerde kadınlarımızı görebilmemiz, Anavatan Partisi döneminde olmuştur.

Kadınlarımızın ev, iş ve sosyal hayatlarındaki sorunlarının çözümü için en samimi gayreti gösteren parti, dün olduğu gibi bugün de Anavatan Partisi’dir.

Partilere kadın kolları kurma imkanı tanıyan düzenlemeye en büyük desteği Anavatan Partisi vermiştir.

Partilere kadın kolları kurma imkanı tanınması, siyasetin dışında kalan büyük bir kadın kitlesinin siyasal karar alma sürecine dahil olmasını sağlamıştır.

Bu çerçevede de en ciddi ve süratli faaliyetleri gerçekleştiren Anavatan Partisi olmuştur.

Bu vesileyle, çalışmalarını takdirle izlediğim Anavatan Partisi kadın kollarının tüm mensuplarına teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Türkiye’de, 1980’li yıllarda, Anavatan Partisi’nin iktidarları döneminde yaşanan büyük dönüşüm, toplumsal yapımızda da önemli değişikliklere yol açmıştır.

Bu değişimin sonuçlarından biri de, kadınlarımızın gerek özel, gerekse iş hayatlarında çok daha aktif bir konuma gelmeleri, ön plana çıkmalarıdır.

Anavatan Partisi’nin iktidarından sonraki yıllarda yaşanan durgunluğa rağmen, değişim süreci sürmüştür.

Bu çerçevede son yıllarda, devletin yeniden yapılanması başta olmak üzere, değişim yönünde önemli bir uzlaşma ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda reformlar yapılmaya başlanmıştır.

Bugüne kadar vergiden sosyal güvenliğe kadar bir çok alanda mecliste kabul edilerek yürürlüğe giren reformlar yanında, tasarı veya taslak aşamasında bulunan çalışmalar da vardır.

Kadınlarımızın toplumsal hayat içinde, fiilen bulundukları konum ve üstlendikleri role uygun yasal haklara sahip olmaları doğrultusundaki çalışmalar da bu bağlamda ülkemizin gündemindedir.

Bunların en önemlilerinden biri de, şüphesiz yeni medeni kanun taslağıdır.

Partimiz kadın kolları, taslak hakkında ciddi ve detaylı çalışmalar yapmış, sivil toplum kuruluşlarıyla görüş alışverişinde bulunmuştur.

Sonuçta, ilgili sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve hukukçular tarafından da benimsendiği ifade edilen öneriler ortaya çıkmıştır.

Öncelikle, yeni medeni kanun taslağını genel olarak desteklediğimizi belirtmek isterim. Ancak, taslakta, bir kısmı biçime, bir kısmı ilkelere dayalı bir takım eksiklikler gördük.

Evlilik yaşı, aile mahkemelerinin kuruluşu, suç yaşı, cinsiyet değişiklikleri ile teknolojinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan yumurta ve sperm saklama, suni döllenme gibi konularla ilgili tespit ve tekliflerimizi gerekli yerlere ilettik.

Değerli arkadaşlarım,

Kadınlarımızla ilgili çalışmalarımızla, ortaya attığımız tekliflerle üç temel noktada ilerleme sağlamayı amaçlıyoruz.

İlk olarak, kadınlarımızın aile içinden iş ortamına kadar çeşitli alanlarda maruz kaldıkları, genel bir adlandırmayla şiddet olarak nitelediğimiz sorunun aşılması gerekmektedir.

İkinci olarak, kadınlara uygulanan, gizli açık her türlü ayrımcılığın önlenmesi zorunludur. Ayrımcılık kadınlarımızın kendilerini geliştirmelerine, çeşitli alanlarda ailelerine ve topluma katkıda bulunmalarına mani olmaktadır.

Nihayet, hak eşitliğinin tam anlamıyla tesisi önemli bir hedefimizdir. Bu noktada, devletin mevzuat düzenlemeleriyle yetinemeyeceği, kadınlar lehine fiili müdahalede bulunması gerektiği kanaatindeyiz.

Kadınlara karşı uygulanan şiddet ve her türlü ayrımcılığın önlenerek hak eşitliğinin tesisi hedefine sadece mevzuat düzenlemeleriyle ulaşamayacağımızı vurgulamak isterim.

Meselenin kültürel yönünü, dünya görüşüyle ilgili boyutunu hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Kültürdeki değişimin tedrici ve karmaşık olduğunu, yasal düzenlemelerle başarılamayacağını da dikkate almalıyız.

Yasal kurallarla, tepeden inme kotalarla, kontenjanlarla kadın sorunlarının çözümü bize mümkün görünmüyor. Medeni kanun 1926 yılında uygulanmaya başlanmıştır; ama bugün hala resmi nikahın tam anlamıyla yerleşebildiğini söyleyemiyoruz. Ülkemizin bazı bölgelerinde çok eşlilik hala yaygındır.

Dolayısıyla, her şeyi yasalardan, kotalardan bekleyemeyiz. Öncelikle, kadınların örgütlü gayretlerinin yaygınlaşmasına büyük ihtiyaç vardır. Kültürdeki değişimi, kültürün aktörleri olarak kadınlarımız bizzat kendileri başlatmak durumundadırlar.

Kadın örgütlerimizin, toplumdan uzak, toplumun sorunlarına bigane salon kuruluşları, kermesten kermese ortaya çıkan etkisiz gruplar olmaktan kurtulmaları şarttır.

Kadın örgütleri gecekondu bölgelerinde, köy ve kasabalarda, buraların asli, tanıdık, yerli unsurları olarak etkili olmaya başlamadıkça, kadın hareketi, şehir merkezli, hali vakti yerinde dar kesimlerin bir boş zaman meşgalesi olmaktan çıkamaz.

Önce topluma inmek, daha doğrusu toplumla bir ve beraber olmak; onun hayatını yaşamaya başlamak zorunludur.

Değerli arkadaşlarım,

Muasır medeniyete ulaşma yolunda cumhuriyetimizin ilk döneminde ortaya konan reformcu anlayış, maalesef daha sonraki dönemlerde yerini statükoculuğa bırakmıştır.

Bun karşılık, değişen şartlar ve uygulamada ortaya çıkan eksikler, sorunlar, ihtiyaçlar, kadınlarımızın sosyal, siyasal ve ekonomik konumlarını güçlendirici yeni düzenlemeleri gerektirmiştir.

Yürürlüğe girdiği ilk dönemde, Türk toplumsal yapısındaki çağdaş değişimin temel dinamiklerinden biri olan medeni kanun, son dönemde artık, toplumun değişim çabalarının önünde bir engel haline gelmişti.

Buna rağmen sürdürülen değişime karşı direnç gayretleri, devlet ve toplum hayatında giderek büyüyen bir tıkanıklığı da beraberinde getirmiştir.

Biz, 1980’li yıllardan beri, statükocu anlayışa karşı değişim dinamiklerini harekete geçirmenin ve ciddi bir yeniden yapılanma sürecini başlatmanın mücadelesi içindeyiz.

Bu mücadelemizde bir çok alanda önemli başarılar elde ettik; Türkiye’ye büyük kazanımlar sağladık.

Bugün de, toplumumuzun oran olarak yarısını, nitelik olarak da temelini oluşturan kadınlarımızın hak ettikleri konuma ulaşmalarını sağlamak için çalışıyoruz.

Yeni medeni kanun başta olmak üzere, bu yöndeki reformların, ihtiyaçlar ve talepler doğrultusunda hayata geçirilmesinin samimi gayreti içindeyiz.

Değerli kadınlarımız,

Toplumsal konumunuzu, tüm insan varlığının yarısını oluşturduğunuzun bilinci içinde belirleyin. Daha azına razı olmayın.

Öncelikli hedefiniz, sahip olduğunuz hakları en ileri düzeyde kullanmak olsun. Mevcut haklarınızı tam olarak kullanamadığınız bir ortamda, yeni haklar için mücadele etmeniz, enerjinizi boşa harcamanız demektir.

Sorunlarınıza bizzat kendiniz sahip çıkın, taleplerinizi kendiniz dile getirin, girişimlerinizin sonuçlarını kendiniz takip edin. Eğer bunları başkalarından beklerseniz, vesayetten kurtulamazsınız.

Sizleri bugünkü medeni haklara kavuşturan cumhuriyetimize sahip çıkın. Bu hakların teminatı da demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesidir. Bu perspektifi asla kaybetmeyin.

Hayatın her alanında başarılı hemcinslerinize destek olun, onları daha büyük başarılar için teşvik edin.

İş hayatında daha yaygın ve yoğun bir şekilde yer alın. Ekonomik özgürlüğün, diğer alanlardaki gayretlerinizin başarıya ulaşmasının başta gelen şartı olduğunu unutmayın.

Faaliyetlerinizi toplumdan kopuk yürütmeyin; kendinizi dar sınırlara hapsetmeyin. Bilin ki; köyde yaşayanından akademisyenine, iş kadınından fabrikada çalışanına, gecekonduda ikamet edeninden villada oturanına kadar her kesimden kadının desteğini almadan mücadeleniz başarıya ulaşamaz.

Kadın sorununu genel olarak insan sorunundan soyutlayarak cepheleşmeye yol açmayın. Eşitliğin, kişilerin kadın veya erkek oluşlarıyla değil, insanlık sıfatlarıyla ilgili bir gerek olduğunu unutmayın.

Siyasete geniş ve faal bir şekilde katılın. Siyasetteki konumunuzu sürekli yükseltmeye ve güçlendirmeye çalışın. Siyasette artan gücünüz, karar alma ve uygulama mekanizmalarındaki etkinliğinizi de beraberinde getirecektir.

Anavatan Partisi’ne daha fazla destek olun. Bilin ki, Anavatan Partisi ne kadar güçlenirse, sizin mücadeleniz de hedefine o kadar yaklaşır.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.